Buhara – Semerkant – Taşkent – Türkistan gezisi [Eylül 2015]

HAREZM – BUHARA – SEMERKANT – TAŞKENT – TÜRKİSTAN GEZİSİ

Türk Ocağı Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Prof. Dr. Orhan Kavuncu Refakatinde

Birinci Gün 10 Eylül 2015 Perşembe:
10.30 İstanbul’dan Hareket
17.20 Taşkent’e Varış
20.00 Akşam yemeği
21.00 Le Grand Plaza Otelinde Konaklama

İkinci Gün: 11 Eylül 2015 Cuma:
04.00 Kahvaltı ve havaalanına hareket
08.40 Taşkent’den Ürgenç (Harezm)’e hareket
10.20 Ürgenç’e Varış
11.00 Kahvaltı (isteyenlere) ve istirahat
13.00 Hive Hanlarının yaptırdığı İçen Kale’de öğle yemeği ve Şehir turu
13.00 – 20.00 Muhammed Emin Han medresesi, Kalta Minor, Matiniyoz Divanbegi
medresesi, Gazi Kalyan Medresesi , Cuma Mescidi, Alla Kulihan medresesi ziyaretleri
20.00 Milli Lokantada Yemek ve İstirahat

Üçüncü Gün: 12 Eylül 2015 Cumartesi
08.00 Buhara’ya hareket otobüsle (uzun bir yolculuk)
12.00 Öğlen yemeği otobüste kumanya olacak.
Yolculuk Kızılkum stepleri arasında Amu Derya (Ceyhun) nehirnden açılan sulama kanalları vs görülerek geçecek
19.00 Buhara’ya varış, Grand Buhara Oteline yerleşme, istirahat
20.00 Buhara’da gece gezisi Müzikli Akşam yemeği

Dördüncü Gün: 13 Eylül 2015 Pazar
07.00 Kahvaltı
08.00 – 19.00 Yedi Pirleri (Hacegân silsilesi) ziyaret: (Hazreti Şah-ı Nakibendi ve anneleri, Hz. Seyyid Emir Külal, Hz. Muhammed Babasammasi, Hz. Hoca Ali Ramiteni, Hz. Mahmut İnciriyyül Fağnevi, Hz. Hoca Arifir Rivigeri, Hz. Abdülhakık Gücdüvani)
20.00 Grand Buhara Oteline dönüş yemek ve istirahat

Beşinci Gün: 14 Eylül 2015 Pazartesi
07.00 Kahvaltı
08.00 – 19.00 Samanailer kompleksi, Bolohavuz civarı, Buhara’nın son emiri Emir Alimhan’ın Ark Kalesi (dışarıdan), Mir Arap Medresesi, Kolon Minare, Kökaldaş Medresesini ziyaret. Serbest zaman, alışveriş.
20.00 Akşam yemeği, milli Özbek Müziği eşliğinde
22.00 Grand Buhara Otelinde İstirahat

Altıncı Gün: 15 Eylül 2015 Salı
08.00 Kahvaltı, Otelden ayrılma
09.00 Semerkant’a hareket, yolda Çor Bokır mezarlığını ziyaret
15.00 Semerkan milli lokantada öğle yemeği
16.00 Semerkant The Regal Palace Oteline yerleşme istirahat
19.00 Semerkant akşamında panoramik gezinti
20.00 Milli lokantada akşam yemeği
22.00 The Regal palace otelinde konaklama

Yedinci Gün: 16 Eylül 2015 Çarşamba
08.00 Kahvaltı
09.00-13.00 İmam-ı Maturidi, Hoca Ubeydullah Ahrar, Danyal Peygamber makamlarını ziyaret
13.00 Öğle yemeği
14.00-19.00 Şah-ı Zinde (Efendimizin amcaları Hz Abbas oğlu Kusam, Seyid Emir Külal’in oğlu Seyid Emir Burhan gibi birçok manevi büyüğün kabri var), Gur-i Emir kompleksi (Emir Timır’un kabri), Bibihanım medresesi
20.00 Milli Lokantada akşam yemeği
22.00 The Regal Palace Otelde istirahat

Sekizinci Gün: 17 Eylül 2015 Perşembe
08.00 Kahvaltı Taşkent’e doğru otelden ayrılış
09.00 – 17.00
Şehir çıkışında İmam-ı Buhari hazretlerinin makam ve medresesini ziyaret
Şehr-i Sebz’de Emir Timur’un yazlık sarayı Aksaray ziyaretleri ve öğle yemeği
Zengi Ata ziyareti
17.00 Taşkent Le Grand Plaza Oteline Yerleşme ve İstirahat
18.00 Taşkent Akşamında Panoramik gezinti
20.00 Akşam Yemeği
22.00 Le Grand Plaza Otelinde istirahat

Dokuzuncu Gün: 18 Eylül 2015 Cuma
08.00 Kahvaltı sonrası Çimkent’e hareket, gümrük işlemleri
09.00 – 18.00 Şavuldur’da (eski Otrar şehri) Arslan baba hazretlerini ardından Türkistan şehrinde Hoca Ahmet Yesevi hazretlerini ziyaret, öğlen yemeği. Çimkent gezisi. (Vakit olursa) sayram şehrinde Yesevi Baba’nın anneleri Karaşaş ana ile baları İbrahim Ata’yı ziyaret.
19.00 Dostluk Otelinde (***) akşama yemeği ve konaklama

Onuncu Gün: 19 Eylül 2015 Cumartesi
08.00 Kahvaltı ve Taşkent’e dönüş yolculuğu
14.00 Taşkent’te öğle yemeği
15.00 Le Grand Plaza Otelde kısa süreli dinlenme
16.00 – 19.00 Hazreti Osman zamanından el yazması Kur’an-ı Kerim, Çarsu Pazarında alışveriş, hediyeli vs alışı için serbest zaman
19.00 Akşam Yemeği
21.00 Otelde istirahat

On birinci Gün: 20 Eylül 2015 Pazar
01.30 İstanbul için otelden ayrılma
05.350 Taşkent İstanbul
09.00 İstanbul Atatürk havalimanında vedalaşma

Notlar:
Yukarıdaki program için ücret: 2400 USD olup odalar ikişer kişiliktir. Tek kişilik oda isteyen arkadaşların 180 usd fark ödemesi gerekir.
Bu ücrete şu kalemler dâhildir:
Özbekistan Hava Yolları ile İstanbul – Taşkent – İstanbul uçuşu;
Özbekistan Hava Yolları ile Taşkent – Urgenç uçuşu;
Tüm gezi sırasında komförlü otobüs ile gezi ücreti ;
Tüm gezi sırasında türkçe konuşan rehber eşliğinde tur;
4 yıldızlı Otellerde konaklama (sabah kahvaltısı + öğlen yemeği + akşam yemeği dahil) ;
Özbekistana 2 girişli-çıkışlı vize işlem ücreti ;
Tüm müze girişleri ;
Turizm rehberi ücretleri
Turizm seyahat sigortası.
Ücrete dâhil Olmayanlar:
Yurtdışı çıkış harc ücreti,
Tur sırasındaki bahşişler;
Müzeler ve ören yerlerdeki kamera çekim ücretleri;
Hediyelik eşyalar.
Konaklama
1 gece – Taşkent – Le Grand Plaza Otel 4 **** / 10.09- 11.09.2015

1 gece – Hive – Horazm Palace Hotel – 4 **** / 11.09 –12.09.2015

3 gece Buhara – Grand Buhara Hotel 4 **** / 12.09 – 15.09.2015

1 gece Semerkant The Regal Palace Hotel 4 ****/ 15.09 – 17.09.2015

1 gece Taşkent Le Grand Plaza Hotel 4 **** / 17.09 – 18.09.2015

1 gece Türkistan DUSTUK Hotel 3 *** / 18.09 – 19.09.2012

1 gece Taşkent Le Grand Plaza Hotel 4 **** / 19.09 – 20.09.2012

Pasaport Fotokopileri en geç 10 Ağustosa kadar orhankavuncu@gmail.com adresine gönderilecek
Ücretler de 1 Ağustosa kadar ilk yarısı, 25 Eylüle kadar da ikinci yarısı olmak üzere iki taksit halinde Orhan Kavuncu hesabına yatırılacak.

İrtibat: Nazmi Kaya +49 176 311 44 207

ATB Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu Teşkilatımızı ziyaret etti

IMG_20150620_220929
ATB Genel Başkanı Sayın Erol Yazıcıoğlu teşkilatımızı ziyaret ederek İftar yemeğine katıldı.
Duisburg ve Remscheid teşkilat başkanları ve üyeleride İftar yemeğine katıldılar. İftar yemeğine katılım yoğun idi. Sayın başkan Yazıcıoğlu; “Teşkilatlarımızı herzaman böyle faaliyet icerisinde görmek istiyorum”. diye konuştu. İftar yemeğinden sonra teşkilat başkanları ve üyeler ile güzel ortamda sohbet ederek çaylarını içtiler. Sayın başkan daha sonra çesitli üyelerimiz ile Fotoğraflar çektirdi.

Mustafa Destici: “Akp Ve HDP’ye Oy Vermek PKK’ya Oy Vermektir”

mustafa_destici
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, AK Parti ile HDP’nin seçim öncesinde anlaştığını iddia ederek, “Bu seçimde AKP’ye oy vermek HDP’ye oy vermektir. HDP’ye oy vermek AKP’ye oy vermektir ikisi birden PKK’ya oy vermektir” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Milli İttifak’ın Yenikapı’da düzenlediği Büyük İstanbul mitingine katıldı.

“BATIYA KUL KÖLE OLALIM DİYE BİR ARAYA GELMEDİK”
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, 7 Haziran seçimleri öncesinde Saadet Partisi ile ittifak yaptıklarını belirterek, “Biz, batıya kul köle olalım diye bir araya gelmedik. Onların dediklerini yapalım da iktidar olalım diye bir araya gelmedik. Biz, Adriyatik’ten Çin seddine, Suriye’den Myanmar’a Türk-İslam coğrafyasındaki Müslüman kardeşlerimizin gözyaşını dindirmek için bir araya geldik. Biz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapalım diye değil gelir dağılımındaki adaletsizliği sona erdirmek için bir araya geldik. Yargının köküne dinamit koyanların yaptığı tahribatı durdurmak ve ülkemizde herkes için adaleti hakim kılmak için bir araya geldik. Eğitim sistemimizi yenileyip milli ahlaka, kuran ahlakına sahip bir nesli yetiştirmek için bir araya geldik” diye konuştu.

“AYASOFYA MİLLİ İTTİFAKIN İKTİDARINDA EZANLA, NAMAZLA, MÜMİNLE BULUŞACAK”
Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetnamesini hatırlatan Destici, “Bugün bize düşen bu konuyu bir istismar konusu olmaktan çıkarıp Fatih Han hazretlerinin vasiyetnamesine uyarak Asayofya’da zincirleri kırmak ve Müslüman ile Ayasofya’yı buluşturmaktır. 13 yıldır iktidar olanlar batıya verdikleri her sözü yaptı. Onlarca kilise açtılar ama Ayasofya’yı açmadılar. Ayasofya inşallah milli ittifakın iktidarında ezanla, namazla, müminlerle buluşacak” şeklinde konuştu.

“HEM MAVİ MARMARA’YA BİNMEDİLER HEM İSTİSMAR ETTİLER”
Hükümetin, Türkiye’nin temel problemlerini çözemediğini söyleyen Destici, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk-İslam coğrafyasının, Libya’nın, Suriye’nin, Irak’ın, Mısır’ın, Myanmar’ın kan gölüne çevrilmesini seyrettiler. Sadece istismar ettiler. Bugün Mavi Marmara’nın yıldönümü. Mavi Marmara şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. O geminin içinde hiçbir AKP’li yoktu ama BBP’liler vardı, Saadet Partililer vardı. Biz hiçbir zaman istismar etmedik. Biz ne yaptıysak Allah rızası için yaptık. İktidar hem gemiye binmedi, hem geminin vurulmasını seyretti, sonra da çıktı istismarını yaptı. Maalesef bunlar ülkemizin gördüğü en büyük istismarcılar. 7 Haziran’da bu istismarcılara dur diyecek miyiz.”

“MEHMET GÖRMEZ HOCAMIZA DÜŞEN O ARABAYI GERİ GÖNDERMEK”
Destici, konuşmasında Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yürütülen tartışmalara da değinerek sözlerine şöyle devam etti:
“Diyanet İşleri Başkanlığımız son model bir Mercedes aldı. 1 trilyon değerinde. Sonra gelen tepki üzerine erdemli bir davranış gösterdi. Dedi ki ‘ibreti alem için bunu iade ediyorum’ Alkışlanacak bir davranış. Önce telefon açılıp uyarıldı, sonra basın önünde küçük düşürüldü, sonra de sen misin ‘al sana zırhlısını gönderiyorum’ dedi. Diyanet İşleri Başkanımız sevgili Mehmet Görmez hocamıza düşen o arabayı da geri göndermektir.”

Diyanet İşleri Başkanlığının bağımsız, özgür kendi başına Kur’an ve Sünnete göre karar verdiğini ispat etmenin tam vakti olduğunu anlatan Destici, şöyle konuştu: “Allah israf edenleri sevmez’ derken israfta başı çekemez. Hiç kimsenin o kurumu millet nezdinde küçültmeye hakkı yoktur. Daha da üstlerine gelirlerse kendilerine uygun bir Diyanet İşleri Başkanı bulmalarını tavsiye etmektir.”

“İTHALATI 50 MİLYAR DOLARDAN 250 MİLYAR DOLARA ÇIKARDILAR”
Mustafa Destici, Türkiye’nin büyük bir borç yükü altında olduğunu iddia ederek, “Neymiş IMF borcu ödenmiş. Peki IMF’ye olan borç ödenince Türkiye’nin borcu azalmış mı. 220 milyar dolardan 650 milyar dolara çıkmış. Üstüne 60 milyar dolarlık da özelleştirme yapılmış. Niye bunu milletten gizliyorsunuz. Resulü Ekrem ‘Aldatan bizden değildir’ diyor. Siz kimdensiniz. İhracatı ‘36 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkardık’ diyorlar. Peki ithalat. Dış ticaret iki ayaklıdır. Onu da 50 milyar dolardan almışsın 250 milyar dolara çıkarmışsın. Siz iktidar olduğunuzda bu ülkenin dış ticaret açığı 14 milyar dolarken, bugün 100 milyar dolar” dedi.

“MİLLETİ MEYDANLARA TALİMATLA DOLDURDULAR”
Yenikapı’da düzenlenen fetih kutlamalarına atıfta bulunan Destici, konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Bu meydanları, sizin gibi inananları yok. Sırf bu meydanlarda yaptıkları mitingleri doldurmak için taşeron işçiliği artırdılar. Dün burada bir miting vardı. Gönül isterdi ki İstanbullu kardeşim mecbur bırakılmadan koşa koşa milyonlar birlikte bu meydanlarda olsun. Ama buna fırsat vermediler. Milleti ayrıştırdılar ve burayı talimatla doldurdular. Rabbim sizlerden razı olsun. Çocuklarınızın süt parasından keserek inandığınız bir davanın peşinden koşuyorsunuz. İnancınız için harcıyorsunuz. Allah bunun mükafatını elbet size bir gün verecek.”

“İSTESELERDİ 33 YILDA 33 KERE PKK’YI BİTİRİRLERDİ”
Türkiye’nin 30 yıldan fazla bir süre terör ile mücadele ettiğini hatırlatan Destici, şunları söyledi:
“Kaynaklarımızı yediler, binlerce şehit verdik. Maalesef Türkiye’yi yönetenler 33 yılda isteselerdi 33 kere PKK’yı bitirirlerdi ama bitirmediler. Bugün çözüm süreci adı altında çözülme ve ayrışma süreci yaşıyorlar. Biz yıllarca dedik ki ‘Kürtler bizim kardeşimiz’ Bugün kendileri ‘Kürt sorunu yoktur’ diyor. Bu konuda doğruya geldiler. Bugün önce PKK ile pazarlık sürecini başlattılar. Ne zaman seçim başladı milli ittifak kuruldu. Hemen bunu durdurmak için çıktı ne diyor Başbakan Yardımcısı. ‘Demirtaş senin kardeşin dağda’ Ey Akdoğan sen onun kardeşinin dağda olduğunu yeni mi öğrendin? Dolmabahçe’de bacak bacak üzerinde kahve içerken bilmiyor muydun? Biliyorsan bu milleti niye aldatıyorsun. Peşine başbakan çıktı ‘bunların bir ucu dağda, bir ucu siyasette’ diyor. Günaydın sayın başbakan. Sen bunların bir ucunun dağda olduğunu yeni mi öğrendin. Yeni öğrendiysen vay senin profesörlüğüne. Her şeyi böyle biliyorsan vay memleketin haline”

“AKP VE HDP’YE OY VERMEK PKK’YA OY VERMEKTİR”
Milli İttifak’ın liderlerinden Destici, AK Parti ile HDP’nin anlaştığını iddia ederek şöyle konuştu: “Şimdi bir kayıkçı kavgası tutturmuşlar. Sözde kavga eder gibi görülüyorlar. Anlaştılar. Seçimden sonra. Bunu AKP milletvekilleri söylüyor. ‘Bizimkiler anlaştı’ diyor. 2015 yılında istedikleri neticeyi alınca bebek katilini Apo’yu serbest bırakacaklar, uygulanan özerkliği resmileştirecek’ diyorlar. Ben buradan çıkıyorum ve açıkça soruyorum. Çıkın bu millete bunun cevabını verin. Bu seçimde AKP’ye oy vermek HDP’ye oy vermektir. HDP’ye oy vermek AKP’ye oy vermektir ve ikisi birden PKK’ya oy vermektir.”

“MİLLET NİYE SENİNLE YÜRÜSÜN”
Konuşmasında MHP’yi de eleştiren Destici, “Birileri ‘bizimle yürü Türkiye’ diyor. Niye sizinle yürüsün. Sen milletle yürüdün mü. 1999’da millet sizinle yürüdü. Yarı yolda bırakıp kaçmadınız mı? Millet milli ittifakla yürüyecek. Bugüne kadar ülkemizde güzel işler istikrar olsun deyip AKP’ye oy veren kardeşlerim bu seçimde bizimle yürüyecek” dedi.

“İSYANA TEŞVİK EDEN BELLİYSE NİYE İŞLEM YAPMIYORSUN”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mursi hakkındaki idam kararını siyasi malzeme yaptığını anlatan Destici, sözlerine şöyle devam etti:
“Önce Putin’e gideceksin, ardından Papa’ya, oradan Obama’ya ve Merkel’e gideceksin bu idamı durduralım diye. Bunu yaparsan o zaman bu idamı durdurmak için samimi bir mücadele verdiğine inanırız. Yoksa siyasi malzeme olarak kullandığını açık şekilde ifade ederiz. Aynı şey 6-7 Ekim olaylarında yaşanan hadiseler. Sanki sanırsın biri çoban diğeri bekçi. ‘Sen milleti isyana teşvik ettin ve 50 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden oldun. Yasin Börü’yü 3. kattan attılar’ diyor. Madem ki isyana teşvik eden belli o zaman ne diye hakkında işlem yapmıyorsun. Yolsuzluğu ortaya çıkaranların hakkında yapıyorsun, hukuksuzluğu ortaya çıkaranların hakkında yapıyorsun. Eğer bir anlaşman yoksa bu isyancılarla ilgili hukuki süreç niye başlamıyor. Yasin Börü’nün katilleri nerede”

Kaynak: Bugün

Türk Siyasetinde Dik duruşun sembolü Muhsin Yazıcıoğlu

MY 1

MY

Türk siyaset ve düşünce tarihinin sembol isimlerinden ve son otuz beş yılın en etkin / çok farklı toplum önderlerinden biri de şehid Genel Başkan merhum Muhsin Yazıcıoğlu’dur.

Tarih ve insanlık O’nu önce Müslüman – Türk Milletinin komünizm, imansızlık, bölücülük ve karanlık hesaplar gibi belalardan korunması için çabalayan, yüksek ideallerin savunucusu bir gençlik öncüsü; sonra apoletli darbecilerin ülkenin istikbaline hükmettiği dönemde yıllarca “suçsuz ama elleri ayakları prangalı mazlum bir mahkûm” olarak tanıdı.

Merhum Genel Başkan 3 Ağustos 1992’de yaptığı Milli Mutabakat Çağrısı ve 19 Ocak 1993’de bir grup arkadaşıyla başlattığı Büyük Birlik Yürüyüşü ile alışılagelmiş anlayış ve teamüllerden farklı bir liderlik ve siyaset örneği sergilemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu, Anadolu’nun bağrından filiz vermiş ve genetiği bozulmamış bir siyaset adamı idi.

İmanını ve siyasi istikbalini mason localarına, sermaye gruplarına, kartel medyasına ve küresel güçlere ipotek vermemiş, müstevlilerden izin ve icazet alma gereği duymamıştır.

Bu hususu kendine has üslubu ile “Benim sağımda, solumda, önümde, arkamda milletimden başka kimsem yoktur. Hiçbir yerden izin ve destek almam. Yalnızca milletimin desteğini isterim.” Şeklinde netleştirmişti.

Muhsin Yazıcıoğlu idealleri, programı ve projeleri ile de özgün ve benzersiz bir toplum önderi idi.

Hedefi ve hayali: “Kürt, Türkmen, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, başörtülü, başörtüsüz herkesin ve bir kilimin desenleri olarak gördüğü Anadolu insanının birlik ve dirlik içinde, doğduğu yerde doyarak hür ve saygın yaşaması” idi.

MY

Manevi dayanağı: Kur’an-ı Azimüşşan, gayesi: İ’lây-ı Kelimetullah, rüyası: Nizam-ı Âlem, referansı ise “Ben görevimi yaparım, gerisi Allah’a aittir” diyen Celaleddin Harzemşah idi.

Muhsin Yazıcıoğlu bir platformda söylediklerini başka bir ortamda nakzeden, rüzgâra göre yön belirleyen ve kabuk değiştiren politikacılardan değildi.

“Dik duracağız, düz yürüyeceğiz ve bir saniyesine bile hâkim olamadığımız bir hayat için fırıldak olmayacağız” der, yol arkadaşlarına ve alperenlerine de bunu tenbih ederdi.

Muhsin Yazıcıoğlu sıkıyı görünce ortalıktan sıvışan veya tırışkadan efelenen ucuz politikacılardan değildi. Haksızlıklar ve yanlışlıklar karşısında pahası / bedeli ne olursa olsun haktan ve doğruluktan yana tavır alırdı.

Nitekim post-modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat sürecinde “Ben namlusunu milletine çevirmiş tanka selam durmam” diyerek, hafızalardan silinmeyecek bir duruş ortaya koymuştu.

Muhsin Yazıcıoğlu erişilemez, ulaşılamaz, yanına yaklaşılamaz mağrur ve kibirli politikacılardan değildi. En karşıt görüşlü bir üniversite öğrencisi, reddedilme, tartaklanma/coplanma korkusu taşımadan rahatça O’nun karşısına çıkar, eleştirilerini isteklerini dile getirebilirdi.

Bir vatandaş kendisinden bir talepte bulunduğunda “kime oy verdinse ondan iste” demezdi.

Toplumsal problemlere duyarsız veya krizlerden parsa toplamayı amaç edinmiş siyasetçilerden değildi. Nerede bir problem varsa Muhsin Yazıcıoğlu, arkadaşlarıyla oraya koşar, sorunları çözmeye, acıları paylaşmaya gayret ederdi.

Mesela 17 Ağustos Depremi’nde Adapazarı’nda kurulan çadırda bizzat kendisi, arkadaşları ve alperenleri günlerce depremzedelere hizmet etmişlerdir.

Başkaları yarım kiloluk un veya dört yüz gramlık makarna paketinin üzerine büyük harflerle “falanca partinin / kuruluşun halkımıza ücretsiz yardımıdır… Biz halkımızın yanındayız… “ gibi reklam ve riya kokan gösteriler yaparken Muhsin Yazıcıoğlu ve alperenleri sessizce ve samimiyetle depremzedelerin acılarını paylaşmışlardır.

Keza şehadetinden sonra alperenlerin ve sevenlerinin katkılarıyla Pakistan’lı felaketzede Müslümanlar için yaptırılan köyler böyle halis ve samimi bir davranışın neticesi olmuştur.

Muhsin Yazıcıoğlu, arkasında devletin hazinesi, emrinde –elektriği olmayan köylere buzdolabı dağıtan- valileri olmaksızın bir yandan adaletsiz seçim kanunu, küresel güçlerin bölgede kopardığı fırtınalar ve maddi imkânsızlıklarla uğraşırken, öte yandan milletinin birliği, dirliği, güvenliği, özgürlüğü ve refahı için yoğun mesai içine girmiş ve bugün birçokları tarafından kopyalanan / tırtıklanan projeler hazırlamış ve milletinin vicdanına havale etmiştir.

Kürt, Türkmen, Laz, Çerkez… Alevi, Sünni, sağcı, solcu, partili, partisiz herkesin, her mezhep ve her meşrep mensubunun ortak şehadetiyle “Muhsin Yazıcıoğlu adam gibi adamdı ve Allah’ın en sadık kullarından biriydi.”

muhsin-yazicioglu

Şehid Genel Başkan ve Büyük Birlik İdealinin Ebedi Siyasi Lideri Muhsin Yazıcıoğlu “halktan, adaletten ve devletten alacaklı olarak huzur-u ilahiye giden” tek siyaset adamıdır.

O’nu hiç unutmayacağız ve unutturmayacağız
Hep rahmetle ve hep hasretle anacağız.

Yusuf Ulucan

“AKP Bir Projenin Adıdır”

Önceden belirtmekte yarar var ki amacımız ne siyasi bir partiyi kötülemek, nede herhangi bir siyasi kişiliği kötülemektir.
Burdaki tek amaç Muhsin Başkan‘ın AKP Hükümeti ile ilgili olan görüşlerini açık ve net bir şekilde belirterek insanlarımızı aydınlatmaktır.
Bugünlerde birçok siyasi ve dini gruplar Muhsin Başkan‘ı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya kalkmaktadırlar. Bizler buna asla izin vermeyeceğiz. Aman kimseyi kırmayalım diyerek yalan rüzgarlarının esmesine müsade etmemeliyiz, etmeyeceğiz. Öyle asılsız iddialar ortaya atılmaktadırki, neredeyse Muhsin Başkan‘ı yakinen tanıyan ve onunla yola çıkmış herkes hain, fakat onunla yakından uzaktan ilgisi olmayan ve hatta zamanında karşısında engel olarak duran
insanlar ise onun yakın dostuymuş gibi bir görüntü meydana getirilmiştir.
Son zamanlarda moda olan AKP ve Muhsin Yazıcıoğlu yakıştırması ise artık bize illallah dedirtmiştir. Ocaklarımızı karıştırmaya ve kendi fikirlerini yaymaya kalkanlar unutmasınlarki umdukları gibi uysal koyunlarla değil, her zaman kurt duruşlu yiğitlerle karşılacaklardır.
Biz kimseyi düşüncesinden ve ideolojisinden dolayı yargılamayız, fakat gerçekleri çarpıtarak karşımıza geçenlerin yüzlerine doğruları çarptığımızda şaşırmamalarını tavsiye ederiz.
Şimdi Muhsin Başkan‘ın kendi ağzından çıkanları dikkatlice okuyalım.

 muhsin_yazicioglu

AKP Bir Projenin Adıdır
Hükümetin kötü icraatlarının oluşturduğu karamsarlık tablosu, AKP‘nin tek başına iktidarın doğurucusu olmuştur. AKP ise 368 milletvekili ile Türk Milleti‘nin beklentilerini karşılayamadığı gibi dış politikada da hazırlıksız yakalanmıştır. Nasıl ki 18 Nisan seçimleri sonrası milli sol ve milli sağ iktidar ortağı olmaya zorlanmışsa, AKP de ABD‘nin Afganistan ve Ortadoğu operasyonlarına karşı Türk halkının gösterebileceği tepkilerin önüne bir dalgakıran olarak iktidar edilmiştir.

AKP bir projenin adıdır. Gerek Fellucedeki, gerekse askerlerimizin başına çuval geçirilişteki onurumuzu zedeleyici yaklaşımlara karşı milli onurumuzu koruyamadığı gibi, Filistin, Kıbrıs, Kafkaslar ve Orta Asya Türk Cumhuriyeti‘ndeki gelişmelere yönelik olarak da hazırlıksız yakalanmışlardır.
Destan Dergisi, Nisan 2005

AKP Bir Projedir
AKP, İmam Hatiplerden YÖK Yasasına, başörtüsüne varana kadar mağduriyetleri giderememiştir. AKP medya ye para desteğini almanın diyetini sanki birilerinin borçlarını öteleyerek ödemiş ve milli vicdanda büyük yaralar ortaya çıkartmıştır. Ekonomide büyüme söylemlerine rağmen vatandaşın sofraya koyduğu bir tas çorba her geçen gün azalmıştır. Enflasyon düşüyor, döviz kurları düşüyor söylemleri arasına borsanın yükselişte olması gözden kaçmaktadır.

Yüzde 56‘sı yabancı sermayenin tekelinde olan borsa, kanser hücrelerinin büyüyerek, Türkiye için tehdit oluşturmaya başladığının ispatıdır. AKP bir projedir…

yazıcıoğlu

AKP bir projedir demekle neyi kastettiniz?
Büyük Ortadoğu Projesi‘nin ilk ortaya atıldığı günle bugün arasındaki gelişmelere dikkat edildiğinde neden bahsettiğim gayet iyi anlaşılır. 5 bin yıllık devlet geleneği olan ve adı Patagonya ile hiç de özdeşleşmeyen Türkiye limanlarının önüne 3 bin 500 km öteden gelen ABD donanmalarının geliş gerekçesini düşünmek, tek başına bu sorunuzun cevabıdır. Öte yandan 1 Mart tezkeresine geçiş vermeyip, hava sahasını sözde yardım amaçlı açmış olmakta çizilen çelişkiler tablosu arasında projeye vücut bulduranların kendi özleri ile kendilerine biçilen rol arasındaki bocalamalarının ispatıdır.
Destan Dergisi, Nisan 2005

Aklı Sıra AB‘ye Yaranacaktı
Sayın Başbakan önce „Ülkemizde Kürt sorunu vardır” diyerek kapıları açtı.
Aklı sıra AB‘ye yaranacaktı.
Hatırlarsınız… Daha önce de bir başkası „AB‘nin yolu Diyarbakır‘ dan geçer“ demişti.
Bizim Başbakan işi daha da ileri götürerek „Silah bırakırlarsa görüşebiliriz“ dedi, sonra bu sözlerini yalanladı.
Daha sonra da bir çeşit isyan provasına benzeyen hareketler başladı.
6 yıl boyunca devam eden sessizlik isyana dönüştü.
Başbakan bu konuda, şimdiye kadar hiçbir devlet adamımızda görülmeyen bir tavır sergiliyor.
Önce bir laf atıyor ortaya…
Tepki alınca yalanlatıyor.
Tepkiler daha da büyüyünce „Ben öyle demedim“ diyerek medyayı suçluyor.
Tepkiler daha da büyüyünce bir numaralı vatansever edasıyla ortaya çıkıp, „Tek ülke, tek bayrak, tek millet“ söylemine sarılıyor.
Diğer taraftan iktidar, Terörle Mücadele Kanunu‘nun 6. maddesi ile teröristlere af getirmeye çalışıyor; oldu-bitti ile kanun çıkarmaya çalışırken yakalanıyor, dağda teröriste diz çöktüren askerimizin, polisimizin moralini bozuyor.
Bunun adı, bizim dilimizde „Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur“.

Konuşma: BBP 6. Olağan Büyük Kurultayı, 30 Nisan 2006

Güneydoğu
Sayın Başbakan „Bazıları Sivas‘tan ve Gâvur Dağı‘ndan öteye geçemiyorlar“ dediği gün, biz Bitlis‘te miting yapıyorduk. Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Mardin illerinde toplantılar yapıyor, vatandaşlarımın rastgele dükkânlarına giriyor, çay bahçelerinde oturuyor, ülke meselelerini konuşuyordum.

Şırnak‘ta aramızda koruma duvarları olmadan, gece 23.30‘da, cep telefonlarının sağladığı aydınlatma ortamında gençlerle sohbet ediyordum. Bu gençlere ne istediklerini sorduğumda; „iş istiyoruz, üniversite istiyoruz ve tanklarla çevrili bir şehir gibi gösterilmekten rahatsızlık duyuyoruz“ diyorlardı. Bu gençlerin taleplerini ve benim gözlemlerimi Mecliste de gündeme getirdim.

Konuşma: BBP 7. Olağan Büyük Kurultayı, 26 Ağustos 2007

yazicioglu

Başbakan Terör Örgütünü Okşamış Oldu
Öcalan, dokuz-on ay önce avukatlarıyla dışarıya talimat verdi. Ne diyordu? „Irak‘ın kuzeyindeki yeni gelişmeler, Türkiye‘nin AB sürecinde geldiği pozisyonda çok iyi değerlendirilmeli. Acilen Türk aydınlarını da işin içine çekerek iktidara bir Kürt Sorunu paketi verilmeli, kürdistanın bu kadar avantaj yakaladığı bir dönemi değerlendirmek gerekir. Aydınlar, sempatizanlar harekete geçirilmelidir.“

Bunun üzerine, ayağı bu topraklara basmayan, bu kültürle barışık olmayan sözde aydın takımı harekete geçiyor. Sayın Başbakan‘ın danışmanlarıyla birleşiyorlar ve ardından Başbakanlıkta sanki Bakanlar Kurulu ile resmi toplantıymış gibi bir toplantı yapılıyor. Yabana bir devlete gidecek gibi paket hazırlanıyor. Ondan sonra „Kürt Sorunu“ kavramı ortaya atılıyor. „Kürt sorunu var ve bu demokratikleşmeyle halledilecek“ deniliyor. Ama „Kürt Sorunu“nun ne olduğu açıklanmıyor. Çözüm olarak nelerin yapılacağı açıklanmıyor. Demokratik açılımdan ne kastedildiği belli değil. Ondan sonra ortalık bir anda karışıyor. Sayın Başbakan da, „Kim bastı bu düğmeye?“ diye etrafına bakmıyor. Bu düğmeye, Sayın Başbakan basmıştır. Bu düğmeyi o sözde aydınlarla Sayın Başbakan‘ın danışmanları hazırladılar, Sayın Başbakan‘a da butona bastırdılar…

Başbakan terör örgütünü okşamış oldu…

Diyarbakır Belediye Başkanı, „Bize verilseydi organizasyon, buraya milyon yığardık“ diyor. Yani, bir anlamda, „Biz kimseye şov yaptırmayız. Kimseye üzerimizden siyaset yaptırmayız“ mesajını veriyor. „Başbakan dedikleriyle yetinmemeli, bunun içini doldurmalı. Bizim dediğimiz gibi doldu olmalı…“ diyorlar. Apo‘nun dediği gibi… Apo, „Kürt sorununun çözümü için öncelikle yapılması gereken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin yeniden inşasıdır. Yeni bir Anayasa hazırlanıp, devletin Kürtler ve Türkler arasında bir ortaklık devleti olduğu ifade edilir. Önce bu kabulle başlanır işe…“ diyor. Sonra da Türk Devleti‘nin asırlardır yürüttüğü politikalardan dolayı Kürtler‘den özür dilemesi gerektiğini savunuyor. Başbakan da „Kürt Sorunu“ kavramının içini doldurmadı. Bununla devlet, pazarlık kapısını aralamış oldu, terör örgütünü okşamış oldu. Devlet, terör örgütüne yumuşak mesajlar vererek cesaretlenmesini sağladı. Başarma azmini kazanmasını sağladı. Tabii 3 Ekim tarihinin de bunda büyük etkisi var.

3 Ekim öncesinde Başbakan‘a „Kürt Sorunu var“ dedirterek, Kürtler‘in, Türkiye‘nin büyük bir sorunu gibi gösterilmesi sağlanmıştır.

Böylece 3 Ekim‘de AB ile masada, Türkiye‘ye „Bu sorunu aç içini doldur, çözümleri hayata geçir“ gibi baskı oluşturulmasına imkân tanınmıştır.

Söyleşi: Kırmızı Çizgi Dergisi

Kaynak: Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı – Hakkı Öznur
Bir sonraki sayımızda Muhsin Başkan‘ın hükümet ile ilgili söylemlerini yayınlamaya devam edeceğiz.