Türk Siyasetinde Dik duruşun sembolü Muhsin Yazıcıoğlu

MY 1

MY

Türk siyaset ve düşünce tarihinin sembol isimlerinden ve son otuz beş yılın en etkin / çok farklı toplum önderlerinden biri de şehid Genel Başkan merhum Muhsin Yazıcıoğlu’dur.

Tarih ve insanlık O’nu önce Müslüman – Türk Milletinin komünizm, imansızlık, bölücülük ve karanlık hesaplar gibi belalardan korunması için çabalayan, yüksek ideallerin savunucusu bir gençlik öncüsü; sonra apoletli darbecilerin ülkenin istikbaline hükmettiği dönemde yıllarca “suçsuz ama elleri ayakları prangalı mazlum bir mahkûm” olarak tanıdı.

Merhum Genel Başkan 3 Ağustos 1992’de yaptığı Milli Mutabakat Çağrısı ve 19 Ocak 1993’de bir grup arkadaşıyla başlattığı Büyük Birlik Yürüyüşü ile alışılagelmiş anlayış ve teamüllerden farklı bir liderlik ve siyaset örneği sergilemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu, Anadolu’nun bağrından filiz vermiş ve genetiği bozulmamış bir siyaset adamı idi.

İmanını ve siyasi istikbalini mason localarına, sermaye gruplarına, kartel medyasına ve küresel güçlere ipotek vermemiş, müstevlilerden izin ve icazet alma gereği duymamıştır.

Bu hususu kendine has üslubu ile “Benim sağımda, solumda, önümde, arkamda milletimden başka kimsem yoktur. Hiçbir yerden izin ve destek almam. Yalnızca milletimin desteğini isterim.” Şeklinde netleştirmişti.

Muhsin Yazıcıoğlu idealleri, programı ve projeleri ile de özgün ve benzersiz bir toplum önderi idi.

Hedefi ve hayali: “Kürt, Türkmen, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, başörtülü, başörtüsüz herkesin ve bir kilimin desenleri olarak gördüğü Anadolu insanının birlik ve dirlik içinde, doğduğu yerde doyarak hür ve saygın yaşaması” idi.

MY

Manevi dayanağı: Kur’an-ı Azimüşşan, gayesi: İ’lây-ı Kelimetullah, rüyası: Nizam-ı Âlem, referansı ise “Ben görevimi yaparım, gerisi Allah’a aittir” diyen Celaleddin Harzemşah idi.

Muhsin Yazıcıoğlu bir platformda söylediklerini başka bir ortamda nakzeden, rüzgâra göre yön belirleyen ve kabuk değiştiren politikacılardan değildi.

“Dik duracağız, düz yürüyeceğiz ve bir saniyesine bile hâkim olamadığımız bir hayat için fırıldak olmayacağız” der, yol arkadaşlarına ve alperenlerine de bunu tenbih ederdi.

Muhsin Yazıcıoğlu sıkıyı görünce ortalıktan sıvışan veya tırışkadan efelenen ucuz politikacılardan değildi. Haksızlıklar ve yanlışlıklar karşısında pahası / bedeli ne olursa olsun haktan ve doğruluktan yana tavır alırdı.

Nitekim post-modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat sürecinde “Ben namlusunu milletine çevirmiş tanka selam durmam” diyerek, hafızalardan silinmeyecek bir duruş ortaya koymuştu.

Muhsin Yazıcıoğlu erişilemez, ulaşılamaz, yanına yaklaşılamaz mağrur ve kibirli politikacılardan değildi. En karşıt görüşlü bir üniversite öğrencisi, reddedilme, tartaklanma/coplanma korkusu taşımadan rahatça O’nun karşısına çıkar, eleştirilerini isteklerini dile getirebilirdi.

Bir vatandaş kendisinden bir talepte bulunduğunda “kime oy verdinse ondan iste” demezdi.

Toplumsal problemlere duyarsız veya krizlerden parsa toplamayı amaç edinmiş siyasetçilerden değildi. Nerede bir problem varsa Muhsin Yazıcıoğlu, arkadaşlarıyla oraya koşar, sorunları çözmeye, acıları paylaşmaya gayret ederdi.

Mesela 17 Ağustos Depremi’nde Adapazarı’nda kurulan çadırda bizzat kendisi, arkadaşları ve alperenleri günlerce depremzedelere hizmet etmişlerdir.

Başkaları yarım kiloluk un veya dört yüz gramlık makarna paketinin üzerine büyük harflerle “falanca partinin / kuruluşun halkımıza ücretsiz yardımıdır… Biz halkımızın yanındayız… “ gibi reklam ve riya kokan gösteriler yaparken Muhsin Yazıcıoğlu ve alperenleri sessizce ve samimiyetle depremzedelerin acılarını paylaşmışlardır.

Keza şehadetinden sonra alperenlerin ve sevenlerinin katkılarıyla Pakistan’lı felaketzede Müslümanlar için yaptırılan köyler böyle halis ve samimi bir davranışın neticesi olmuştur.

Muhsin Yazıcıoğlu, arkasında devletin hazinesi, emrinde –elektriği olmayan köylere buzdolabı dağıtan- valileri olmaksızın bir yandan adaletsiz seçim kanunu, küresel güçlerin bölgede kopardığı fırtınalar ve maddi imkânsızlıklarla uğraşırken, öte yandan milletinin birliği, dirliği, güvenliği, özgürlüğü ve refahı için yoğun mesai içine girmiş ve bugün birçokları tarafından kopyalanan / tırtıklanan projeler hazırlamış ve milletinin vicdanına havale etmiştir.

Kürt, Türkmen, Laz, Çerkez… Alevi, Sünni, sağcı, solcu, partili, partisiz herkesin, her mezhep ve her meşrep mensubunun ortak şehadetiyle “Muhsin Yazıcıoğlu adam gibi adamdı ve Allah’ın en sadık kullarından biriydi.”

muhsin-yazicioglu

Şehid Genel Başkan ve Büyük Birlik İdealinin Ebedi Siyasi Lideri Muhsin Yazıcıoğlu “halktan, adaletten ve devletten alacaklı olarak huzur-u ilahiye giden” tek siyaset adamıdır.

O’nu hiç unutmayacağız ve unutturmayacağız
Hep rahmetle ve hep hasretle anacağız.

Yusuf Ulucan

“AKP Bir Projenin Adıdır”

Önceden belirtmekte yarar var ki amacımız ne siyasi bir partiyi kötülemek, nede herhangi bir siyasi kişiliği kötülemektir.
Burdaki tek amaç Muhsin Başkan‘ın AKP Hükümeti ile ilgili olan görüşlerini açık ve net bir şekilde belirterek insanlarımızı aydınlatmaktır.
Bugünlerde birçok siyasi ve dini gruplar Muhsin Başkan‘ı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya kalkmaktadırlar. Bizler buna asla izin vermeyeceğiz. Aman kimseyi kırmayalım diyerek yalan rüzgarlarının esmesine müsade etmemeliyiz, etmeyeceğiz. Öyle asılsız iddialar ortaya atılmaktadırki, neredeyse Muhsin Başkan‘ı yakinen tanıyan ve onunla yola çıkmış herkes hain, fakat onunla yakından uzaktan ilgisi olmayan ve hatta zamanında karşısında engel olarak duran
insanlar ise onun yakın dostuymuş gibi bir görüntü meydana getirilmiştir.
Son zamanlarda moda olan AKP ve Muhsin Yazıcıoğlu yakıştırması ise artık bize illallah dedirtmiştir. Ocaklarımızı karıştırmaya ve kendi fikirlerini yaymaya kalkanlar unutmasınlarki umdukları gibi uysal koyunlarla değil, her zaman kurt duruşlu yiğitlerle karşılacaklardır.
Biz kimseyi düşüncesinden ve ideolojisinden dolayı yargılamayız, fakat gerçekleri çarpıtarak karşımıza geçenlerin yüzlerine doğruları çarptığımızda şaşırmamalarını tavsiye ederiz.
Şimdi Muhsin Başkan‘ın kendi ağzından çıkanları dikkatlice okuyalım.

 muhsin_yazicioglu

AKP Bir Projenin Adıdır
Hükümetin kötü icraatlarının oluşturduğu karamsarlık tablosu, AKP‘nin tek başına iktidarın doğurucusu olmuştur. AKP ise 368 milletvekili ile Türk Milleti‘nin beklentilerini karşılayamadığı gibi dış politikada da hazırlıksız yakalanmıştır. Nasıl ki 18 Nisan seçimleri sonrası milli sol ve milli sağ iktidar ortağı olmaya zorlanmışsa, AKP de ABD‘nin Afganistan ve Ortadoğu operasyonlarına karşı Türk halkının gösterebileceği tepkilerin önüne bir dalgakıran olarak iktidar edilmiştir.

AKP bir projenin adıdır. Gerek Fellucedeki, gerekse askerlerimizin başına çuval geçirilişteki onurumuzu zedeleyici yaklaşımlara karşı milli onurumuzu koruyamadığı gibi, Filistin, Kıbrıs, Kafkaslar ve Orta Asya Türk Cumhuriyeti‘ndeki gelişmelere yönelik olarak da hazırlıksız yakalanmışlardır.
Destan Dergisi, Nisan 2005

AKP Bir Projedir
AKP, İmam Hatiplerden YÖK Yasasına, başörtüsüne varana kadar mağduriyetleri giderememiştir. AKP medya ye para desteğini almanın diyetini sanki birilerinin borçlarını öteleyerek ödemiş ve milli vicdanda büyük yaralar ortaya çıkartmıştır. Ekonomide büyüme söylemlerine rağmen vatandaşın sofraya koyduğu bir tas çorba her geçen gün azalmıştır. Enflasyon düşüyor, döviz kurları düşüyor söylemleri arasına borsanın yükselişte olması gözden kaçmaktadır.

Yüzde 56‘sı yabancı sermayenin tekelinde olan borsa, kanser hücrelerinin büyüyerek, Türkiye için tehdit oluşturmaya başladığının ispatıdır. AKP bir projedir…

yazıcıoğlu

AKP bir projedir demekle neyi kastettiniz?
Büyük Ortadoğu Projesi‘nin ilk ortaya atıldığı günle bugün arasındaki gelişmelere dikkat edildiğinde neden bahsettiğim gayet iyi anlaşılır. 5 bin yıllık devlet geleneği olan ve adı Patagonya ile hiç de özdeşleşmeyen Türkiye limanlarının önüne 3 bin 500 km öteden gelen ABD donanmalarının geliş gerekçesini düşünmek, tek başına bu sorunuzun cevabıdır. Öte yandan 1 Mart tezkeresine geçiş vermeyip, hava sahasını sözde yardım amaçlı açmış olmakta çizilen çelişkiler tablosu arasında projeye vücut bulduranların kendi özleri ile kendilerine biçilen rol arasındaki bocalamalarının ispatıdır.
Destan Dergisi, Nisan 2005

Aklı Sıra AB‘ye Yaranacaktı
Sayın Başbakan önce „Ülkemizde Kürt sorunu vardır” diyerek kapıları açtı.
Aklı sıra AB‘ye yaranacaktı.
Hatırlarsınız… Daha önce de bir başkası „AB‘nin yolu Diyarbakır‘ dan geçer“ demişti.
Bizim Başbakan işi daha da ileri götürerek „Silah bırakırlarsa görüşebiliriz“ dedi, sonra bu sözlerini yalanladı.
Daha sonra da bir çeşit isyan provasına benzeyen hareketler başladı.
6 yıl boyunca devam eden sessizlik isyana dönüştü.
Başbakan bu konuda, şimdiye kadar hiçbir devlet adamımızda görülmeyen bir tavır sergiliyor.
Önce bir laf atıyor ortaya…
Tepki alınca yalanlatıyor.
Tepkiler daha da büyüyünce „Ben öyle demedim“ diyerek medyayı suçluyor.
Tepkiler daha da büyüyünce bir numaralı vatansever edasıyla ortaya çıkıp, „Tek ülke, tek bayrak, tek millet“ söylemine sarılıyor.
Diğer taraftan iktidar, Terörle Mücadele Kanunu‘nun 6. maddesi ile teröristlere af getirmeye çalışıyor; oldu-bitti ile kanun çıkarmaya çalışırken yakalanıyor, dağda teröriste diz çöktüren askerimizin, polisimizin moralini bozuyor.
Bunun adı, bizim dilimizde „Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusudur“.

Konuşma: BBP 6. Olağan Büyük Kurultayı, 30 Nisan 2006

Güneydoğu
Sayın Başbakan „Bazıları Sivas‘tan ve Gâvur Dağı‘ndan öteye geçemiyorlar“ dediği gün, biz Bitlis‘te miting yapıyorduk. Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Mardin illerinde toplantılar yapıyor, vatandaşlarımın rastgele dükkânlarına giriyor, çay bahçelerinde oturuyor, ülke meselelerini konuşuyordum.

Şırnak‘ta aramızda koruma duvarları olmadan, gece 23.30‘da, cep telefonlarının sağladığı aydınlatma ortamında gençlerle sohbet ediyordum. Bu gençlere ne istediklerini sorduğumda; „iş istiyoruz, üniversite istiyoruz ve tanklarla çevrili bir şehir gibi gösterilmekten rahatsızlık duyuyoruz“ diyorlardı. Bu gençlerin taleplerini ve benim gözlemlerimi Mecliste de gündeme getirdim.

Konuşma: BBP 7. Olağan Büyük Kurultayı, 26 Ağustos 2007

yazicioglu

Başbakan Terör Örgütünü Okşamış Oldu
Öcalan, dokuz-on ay önce avukatlarıyla dışarıya talimat verdi. Ne diyordu? „Irak‘ın kuzeyindeki yeni gelişmeler, Türkiye‘nin AB sürecinde geldiği pozisyonda çok iyi değerlendirilmeli. Acilen Türk aydınlarını da işin içine çekerek iktidara bir Kürt Sorunu paketi verilmeli, kürdistanın bu kadar avantaj yakaladığı bir dönemi değerlendirmek gerekir. Aydınlar, sempatizanlar harekete geçirilmelidir.“

Bunun üzerine, ayağı bu topraklara basmayan, bu kültürle barışık olmayan sözde aydın takımı harekete geçiyor. Sayın Başbakan‘ın danışmanlarıyla birleşiyorlar ve ardından Başbakanlıkta sanki Bakanlar Kurulu ile resmi toplantıymış gibi bir toplantı yapılıyor. Yabana bir devlete gidecek gibi paket hazırlanıyor. Ondan sonra „Kürt Sorunu“ kavramı ortaya atılıyor. „Kürt sorunu var ve bu demokratikleşmeyle halledilecek“ deniliyor. Ama „Kürt Sorunu“nun ne olduğu açıklanmıyor. Çözüm olarak nelerin yapılacağı açıklanmıyor. Demokratik açılımdan ne kastedildiği belli değil. Ondan sonra ortalık bir anda karışıyor. Sayın Başbakan da, „Kim bastı bu düğmeye?“ diye etrafına bakmıyor. Bu düğmeye, Sayın Başbakan basmıştır. Bu düğmeyi o sözde aydınlarla Sayın Başbakan‘ın danışmanları hazırladılar, Sayın Başbakan‘a da butona bastırdılar…

Başbakan terör örgütünü okşamış oldu…

Diyarbakır Belediye Başkanı, „Bize verilseydi organizasyon, buraya milyon yığardık“ diyor. Yani, bir anlamda, „Biz kimseye şov yaptırmayız. Kimseye üzerimizden siyaset yaptırmayız“ mesajını veriyor. „Başbakan dedikleriyle yetinmemeli, bunun içini doldurmalı. Bizim dediğimiz gibi doldu olmalı…“ diyorlar. Apo‘nun dediği gibi… Apo, „Kürt sorununun çözümü için öncelikle yapılması gereken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘nin yeniden inşasıdır. Yeni bir Anayasa hazırlanıp, devletin Kürtler ve Türkler arasında bir ortaklık devleti olduğu ifade edilir. Önce bu kabulle başlanır işe…“ diyor. Sonra da Türk Devleti‘nin asırlardır yürüttüğü politikalardan dolayı Kürtler‘den özür dilemesi gerektiğini savunuyor. Başbakan da „Kürt Sorunu“ kavramının içini doldurmadı. Bununla devlet, pazarlık kapısını aralamış oldu, terör örgütünü okşamış oldu. Devlet, terör örgütüne yumuşak mesajlar vererek cesaretlenmesini sağladı. Başarma azmini kazanmasını sağladı. Tabii 3 Ekim tarihinin de bunda büyük etkisi var.

3 Ekim öncesinde Başbakan‘a „Kürt Sorunu var“ dedirterek, Kürtler‘in, Türkiye‘nin büyük bir sorunu gibi gösterilmesi sağlanmıştır.

Böylece 3 Ekim‘de AB ile masada, Türkiye‘ye „Bu sorunu aç içini doldur, çözümleri hayata geçir“ gibi baskı oluşturulmasına imkân tanınmıştır.

Söyleşi: Kırmızı Çizgi Dergisi

Kaynak: Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı – Hakkı Öznur
Bir sonraki sayımızda Muhsin Başkan‘ın hükümet ile ilgili söylemlerini yayınlamaya devam edeceğiz.

Gençlik Kolları Başkanımız Ali Küçük

MEDION Digital Camera
Başkanım, kendinizi bizlere tanıtır mısınız?
1977’de Almanya‘da doğdum. O zamanlar yabancıların kiralık ev bulma sıkıntısı olduğundan, üç aylıkken babam bizi ailece Türkiye‘ye yolladı. 4 Yaşıma kadar Trabzon‘un Maçka kasabasına bağlı Esiroğlu Temelli köyünde iki odalı bir evde, 2 abim ile, ablamla ve annemle yaşadık. İlk okul, orta okul ve liseyi Almanya‘ da tamamladım. Sonrasında kendime çeşitli meslekler edindim ve şu anda BASF firmasında Kimya bölümünde çalışmaktayım. 13 yaşımda Ülkü Ocaklarıyla tanıştım. Buralarda abilerimiz bize ülkücülüğü aşılamaya çalışsada ben yinede bir arayış içerisindeydim. Ve sonunda buldum. 2002 yıllarıydı zannedersem, Rahmetli Muhsin Başkanım Ludwigshafen Alperen Ocağı‘na ziyarette bulunmuştu ve o gün kafeteryaya bakan arkadaşımız hasta olduğundan çay servisini ben üstlenmiştim. Uzun lafın kısası, akşam herkes dağıldıktan sonra Muhsin Başkan‘ ım yanıma geldi ve bana yaptığım hizmetten dolayı teşekkür etti. Kendime dedimki: „Bak Ali, Rahmetli Başbuğ‘a selam verebilmek için dayak bile yedin ve bu insan bir çaycının ayağına geliyor ve teşekkür ediyor.“ Evet gerçek insan sevgisi budur, milliyetçilik budur, iman sevgisi budur. Ve o saatten sonra ben bir ALPEREN olduğumu anladım.

Gençlik Kolu olarak amaçlarınız başlıca nelerdir?
ATB Gençlik Kolu olarak amaçlarımız ilk etapta, Alperenlerimiz‘ in birlik ve beraberliğini sağlayabilmek, bunu korumak ve kollamaktır. Nifak sokmak isteyen insanları, yani içi ve dışı ayrı olan kişileri uzak tutmaktır. Gençlerimize her yönüyle okul ve iş hayatında en üst seviyelere kadar destek çıkmak en önemli görevlerimizdendir. Bu nasıl mı olacak? İlk etapta kalplerine i‘lây-ı kelimetullahı aşılayarak. Burada eğitim görevlilerimize ve hocalarımıza büyük görevler düşüyor. Bir Alperen kolay yetişmez. Alperen gençlerimize de büyük görevler düşüyor burada, onlar davranış ve tavırları ile minik alperenlerimize örnek teşkil edeceklerdir. Alperenlerimden beklentilerim; bir elinizden Kuran, diğer elinizden Dünya Bilimi eksik olmasın. Allah rızasının tek hedef olduğu, Lafla değil, Kur‘an ve sünnete dayanarak davasını yürüten, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hürmetine yaratılan bu alemin aldatmacasına kapılmayan, Eceli bir son değil, aksine dünyada göremediği huzuru görmek için bir anahtar sayan, Riyakar, korkak, hain, fasık gibi sıfatların isminin dahi geçtiği cümlede görmekten tiksinen, Elinden gelen herşeyi davasına adamaktan kaçınmayan, Niyeti güzel, kendi güzel olan Alperenler istiyorum. Gençlik, milletlerin geleceği ve en önemli güç kaynağıdır. Bunun için her toplum, kendi geleceğini garanti altına almak, milli ve manevi değerlerini yükseltip geliştirmek maksadıyla bilgili, örgülü, çalışkan ve üretken nesiller yetiştirmeye önem vermektedir. Gençlerini iyi yetiştirmiş olan toplum, güçlü ve sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur. Gençlik ihmal edilir , iyi eğitilmez, uyuşturucu, alkol, tembellik veya sapık akımların ağına düşmeye müsait bir ortamda kendi başına bırakılırsa o zaman pek çok problem ve sıkıntılarla karşı karşıya kalınır. Gençler ne kadar sosyal kültürel, milli ve dini değerlere göre yetiştirilir, ailevi ekonomik kişisel sorunlarıyla yakından ilgilenir, özellikle ruh sağlığını bozucu her türlü etkiden korunup düzenli aile hayatı teşvik edilerek, sağlıklı bir hayat biçimine kavuşturulursa gelecekten de o kadar emin olur, Alperen Davası‘na sahip çıkar ve korur.

Ali Küçük
ATB Gençlik Kolları Başkanı

Berlin Alperen Ocakları

Saygıdeğer okurlarımız, sizlere her sayımızda Avrupa‘da hizmet veren bir ocağımızı tanıtacağız. Dergimizin bu ilk sayısında açılışı Berlin Alperen Ocakları ile yapıyoruz. Röportajımızı ocak başkanı Sayın Adem Karaca ile gerçekleştiriyoruz. Okumaya devam et

Büyük Birlik ve Saadet ittifakının hedefi en az yüzde 15

BBPveSaadetPartisi
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak: ‘Bu ittifakın, anketlere göre, en az yüzde 15’lerin üzerinde olacağını düşünüyoruz.’

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Büyük Birlik Partisi ile yaptıkları seçim ittifakı sonucu en az yüzde 15 oy almayı beklediklerini belirtti.
Kamalak ve milletvekili genel seçimine Saadet Partisi listesinden katılacak Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Okumaya devam et

Avrupa Türk Birliği ve Alperenler‘in resmi Amblemi

uctug_logo
Hilâlin içindeki üç tuğ devlet, millet ve hakimiyeti temsil eder.

Devlet: Devlet birliğin, beraberliğin, gücün ve otoritenin adıdır. Türk milleti, tarih boyunca pek çok güçlü devlet kurmuş ve tarihe yön verebilmiştir. Ama asıl önemli olan devletin niteliği ve niceliğidir.

Alperen Ocakları‘nın devlet anlayışı „millet için devlet“ anlayışıyla izah edilebilir. Devlet millet için vardır. Milletin mutluluğu, huzuru, namusu, onuru için vardır. Şeyh Edebali‘nin „İnsan yaşatki devlet yaşasın“ sözü devlet kavramımızı şekillendirir.

Millet: Millet devlet içerisinde yaşayan unsurların tümüne verilen addır. Dil,din,ortak tarih şuuru, kültür milleti oluşturan ana öğelerdir. Alperen Ocakları‘ nın millet anlayışı farklı unsurların bir arada yaşamasını zenginlik telakki eder. Dokuz asır İslamiyet‘e sancaktarlık ve hizmetkarlık yapmış olmamız milletimizle övünebilmemizin tek dayanak noktasıdır. Ayeti kerimede buyrulan „Ben sizi kavim kavim yarattım ki tanışıp anlaşasınız diye“ düsturu millet anlayışımızın ana felsefesini oluşturur. Farklı kavimlerden olmayı, millet içersinde ayrılık gerekçesi gösteren unsurları Alperen Ocakları kabullenmez.

Hakimiyet: Mutlak hakimiyet sahibi Allah-u Zülcelal Hazretleridir. Mutlak hakimiyete sahip olan Allah mutlak hikmetle iş görür, yani her işinde müdakkik ve muntazam bir ilim ve irade sahibidir. Aynı zamanda o işin olması ve vücudu için mutlak bir kudrete sahiptir.

Hilâl: Hilâl asırladır küfrün karşısında imanın, haçın karşısında İslâm‘ın işareti olmuştur. Kur‘an‘a tabi olanların sancağıdır. Hilâl müslümanlarca sembol kabul edilmiştir.

Kaynak: Alperen Gençlik Dergisi Sayı Mart 2015